Kitobni o'qish: «Unuttuğun Yerdeyim»

Shrift:

ŞİİR PEŞİNDE BİR ÖMÜR: MEMMED İSMAYIL

Şiirin zirvesinde bir şairin kitabına takdim yazmak ne büyük mutluluk; bir de o şair sizin en yakın dostunuz, arkadaşınız, mısralar paylaştığınız biriyse…

Memmed İsmayıl’ın şiir dünyasına dalmak, mısralarının arka planındaki derinliği ve düşünceyi kavrayabilmek için, onun mücadelelerle dolu hayatına kısaca göz atmak gerekir…

Memmed İsmayıl, henüz dünyadan, dünyanın dertlerinden, kederlerinden habersiz bir bebekken babasından ayrılmış; babası cepheye giderken daha bir yaşında olduğu için, ne yazık ki, zihninde ölüme giden bir babanın sureti dahi kalmamıştır; ancak Memmed İsmayıl, “Baba Resmi” adlı şiirinde bu ayrılığı en ince renklerle resmeder ve adeta bir ressam titizliği ile tablolaştırır:

 
…
Bu soğuk satırlar bir şeyler der mi?
Sesi sonra çıktı yağan karın da…
Bir ana düşünün, yaşı da yirmi,
Bir oğul, çok olsa yaş yarımında.
…
Havada donarken söze ihtiyaç
Babanın sözleri kırık kırıktır:
“Gözümün ışığı! Gözlerini aç!
Belki bu ayrılık, son ayrılıktır!”
 

Bu hazin ayrılıkla alnına yetimlik mührü vurulan Memmed İsmayıl, aynı zamanda, daha çiçeği burnunda bir gelin iken, henüz elinin kınası bile solmadan eşini ikinci cihan harbinin kan ve barut kokan cephelerine gönderen ve bu savaşta kocasını kaybeden şahbaz bir ananın; Gülzar ninenin oğludur… O yiğit kadının oğlu olduğundan, ayağını yere daha sağlam basabilmiş, bir yetim olarak büyüse de hayata sımsıkı tutunmayı başarabilmiştir… Çilekeş bir Türk anası olan Gülzar nine, bir ana kurt gibi, adeta onun kundağını dişlerine takarak tehlikelerden uzaklaştırmış, kem gözlerden ırak kuytularda büyütmüştür…

Memmed İsmayıl, bu garipliği, arkasızlığı, çaresizliği ve yalnızlığı, Annesi Gülzar ninenin hatırasına ithaf ettiği “Mukaddes Kader” adlı şiiriyle ölümsüzleştirir:

 
Biz dört nefer idik.
Tepel koyun idi,
Gezel elma idi,
Anamdı, bendim…
Gelecek hayatın hatırasına
Bizi atmışlardı yerküresine.
Anam güzelliğin gelinliğiydi,
Elma ormanların pöhreliğiydi
Ben ise beşerin körpeliğiydim.
Vaktiniz olunca sıkın bir beni,
Bir görün neyim?!
                                             Ana çöreğiyim,
Elma şiresiyim, koyun sütüyüm…
 

Memmed İsmayıl ile aynı kaderi paylaşan Kırgızistan’ın dev yazarı Cengiz Aytmatov ve Mar Bayciyev de Gülzar nine gibi çilekeş Türk anaların insanlığa birer armağanıdır. Bu analar ki, kocaları, Stalin tarafından sebepsiz yere ölüme gönderildiği için, yavrularını dünya çapında yazarlar ve şairler olarak büyüterek, Türk Dünyasını saran “kızıl âfet”ten öç almışlardır. Türk tarihinde böyle analar hiç de az değildir… Anadolu’da da seferberlikten sonra dul kalan ninelerimiz, saçlarını süpürge ederek yetimleri büyütmüş ve bir ba’sübâdelmevte vesile olmuşlardır. Bu özellik Türk analarına önceki kuşaklardan kalan genetik bir mirastır aslında. Memmed İsmayıl gibi zirve bir şairi yetiştiren Gülzar nine de o kadınlardan sadece biridir… O kadınlar ki, sadece yetimlerini değil, iffet ve namuslarını da koruyarak başarmışlardır bu işi… Dul kalan gelinler, yetim çocuklarını, iffetleriyle kadınlık duyguları arasına siper etmişlerdir. Memmed İsmayıl bu asil mücadeleyi;

 
“…Aklımız yenice yeterdi onda
Bir hasret gezerdi dereyi, düzü
Bir ad dolaşırdı söz arasında
Ümide asılan kılıç gibiydik
Analar kınından sıyırıp bizi
Koymuştu nefsiyle öz arasında…” mısralarıyla anlatır.
 

Onun, anasının duldasında geçirdiği çocukluk ve ilk gençlik yılları, aslında birkaç romanı besleyecek kadar yoğun, dramatik olaylarla doludur. Buna rağmen O, aynı yetim kaderi paylaştığı Cengiz Aytmatov gibi aklın sesine kulak veren nesre değil, duygulara seslenen “arı söz”e yönelmiştir ki, bu yüzden Memmed İsmayıl’ın şiirleri, ana sevgisi ve baba özlemi ile yoğrulmuştur… Fakat Memmed İsmayıl’ın şiirlerindeki ana sevgisi vatanla; baba özlemi ise Türklük şuuru ile özdeşleşir.

 
….
Dersiniz, bilmedik ömür süreli
Vaktin söz sovunda, çat ha çatında
Atadan, anadan, yardan ireli
 
 
Sevgilisi varmış vatan adında…
 
***
 
…
Hele istek, arzu şahtır
Ömrün geçen yatırında
Gönlüm bir yetim uşaktır
Kadim bir Türk çadırında…
 

Memmed İsmayıl’ın dünyaya geldiği Toğuz bölgesi zengin bir folklorik hayatın yaşandığı, usta saz şairlerinin yetiştiği kadim bir Oğuz yurdudur. Memmed İsmayıl, daha çocukluk yıllarında, Koca Kartal namıyla anılan ve şairin komşusu olan Mikâyıl Azaplı’nın, saz nağmeleri eşliğinde söylediği eşsiz şiirler ve çevresinde anlatılan destan ve masallarla büyür. Ondaki bu folklorik birikim, Bakü’de kazandığı zengin edebî miras ve Moskova’da Gorki Enstitüsü’nde tedris ettiği sanat eğitimiyle birleşerek gelenek ve moderni birleştiren eşsiz bir lirizme dönüşür…

 
…
 
 
Garip gecelerin uykusu servaht,
Gurbet gündüzlere zulüm dolanır.
Anam dolanırdı başımda bir vaht,
Şimdi etrafımda ölüm dolanır…
 

Memmed İsmayıl Azerbaycan edebiyat tarihinde önemli bir yer tutan, bir edebiyat ve sanat dergisi olan ve iki dilde yayın yapan “Gençlik Jurnali” nin de kurucu genel yayın yönetmenliğini yapar. Fikir çilesiyle yoğrulan bir sanatçının kaderi, elbette ülkesinin kaderinden soyutlanamaz. Bu yüzden onun kaderi de Azerbaycan’ın çalkantılı devirleri gibi inişler ve çıkışlarla doludur. Memmed İsmayıl Gençlik Jurnali’nde temsil ettiği milli uyanışın, 1990 yılında başlayan azatlık direnişine dönüşmesine de öncülük eden şairlerden biridir. Aşağıdaki mısralar azatlık inancının tezahürüdür:

 
Güneyle, kuzeyin Türk vadisinde
Uzun bir cümledir vatan toprağı!
Batıdan doğuya yolu upuzun,
Ortada virgüldür Hezer denizi
İtil’dir, Fırat’tır kol budakları
Önünde mübteda Ege suları
Sonunda nidadır Tanrı dağları…
Okunsa uçuklar dili sonsuzun.
Hiç kimse okuyup başa çıkamaz,
Uzun bir cümledir vatan toprağı
Uzundur, dünyanın ömründen uzun…
 

…Memmed İsmayıl gibi milli şuurla donanmış nice şairin sözleriyle alevlenen ve gür bir ateşe dönüşen azatlığın önü, Azerbaycan’ın bağımsızlık yıllarının hemen başlarında Karabağ Savaşı ile kesilmeye çalışılmıştır ki, Karabağ hadiseleri Memmed İsmayıl’ın şiirlerinde mısra mısra kanar… Belki de kader Memmed İsmayıl gibi şairleri de Karabağ’ın, Hocalı’nın, Laçın’ın, Kerkük’ün ve belki bütün insanlığın derdine yansınlar ve milletin duygularına tercüman olsunlar diye tahrik etmektedir. O, bu duygularını böyle dile getirir:

 
Laçın’ım, Laçın’ım kesilen elim,
Düşman pençesinde yetim güzelim.
 
 
Yol mu var, yanına ne yandan gelim?!
          Laçın’ım, Laçın’ım, yaralı kuşum,
          Kimin var, halini kimden soruşum?!
 
*****
 
Şairleri susmayan
      Bir vatan basılmamış,
Kalbimde can yerine
      Buna ümit besledim.
Yolunda şehit olmak
 Bahtıma yazılmamış,
              Bayrağına sarılıp
 Defnedilmek hasretim…
 

Memmed İsmayıl, bazen doğduğu köydeki Esrik çayı gibi delice akar, bazen de denize kavuşan sular gibi durularak Yunus ikliminden seslenir. Onun şiirlerinde epik, destânî eda ile romantik tavır iç içe geçer. Tabiatla ilgili pastoral şiirleri ise hayranlık uyandıracak kadar renkli ve tabiatı birebir temsil eden bir fotoğraf kadar canlıdır… Aşağıda dörtlükleri sizlerle paylaşmak için seçtim:

 
Tutup eteğinden Kân-ı Kerem’in
Güz ormanındaki kış heyecanı.
Orda öldürülen ümitlerimin
Her akşam sulara dökülür kanı.
 
****
 
Geldiğin gibi de gitmek güzeldir
Bedenden sıyrılıp ruh olmak güzel.
Denize karışıp yitmek güzeldir,
Tanrı’ya kavuşup yok olmak güzel.
 
*****
 
Nice muhabbete anadır gece,
Gece sır yığını, sorgu yığını.
Sevenler gönlünü açar gizlice
Kim görmüş goncanın açıldığını!
 
****
 
Nerdeyse, bir baykuş ölür acından
Kalır karanlığın alt katlarında.
Bir kuş havalanır koz ağacından
Uyandırır tanı, kanatlarında.
 
****
 
Karışıp bir birine
Can sesi, cihan sesi.
Sayısız ses içinde
Yalnız bir insan sesi.
Benim yerden göğe dek
Yayılan ezan sesi,
Duama âmin deyin.
 
****
 
Her gonca şaire ilham perisi
Her avuç toprakta yeşerir fidan
Usulca seslenir gece yarısı
Senin fikirlerin manyetik alan
 
****
 
Sorma hiç ne olur sonun, evvelin
Taşta su, dilde söz, odunda ocak
Senin şiirlerin hamile gelin
Her okuyanda bir fikir doğacak
 

Memmed İsmayıl’daki bu lirizmi, bu coşkuyu yakalayacak kaç şair vardır? Bilmiyorum. Ben, seçme zevkinize müdahale etmek istemiyorum. Amacım, sizleri şairle tanıştırmak, onun şiir dünyasına ait ipuçları vermekti, bunu başarabilmişsem ne mutlu… Görelim bu büyük şair, Unuttuğumuz Yerde mi?

Memmed İsmayıl’ın bu kitapta yer alan şiirlerini Türkiye Türkçesine uygunlaştıran İmdat Avşar’a ve bu kitabı şiir severlerle buluşturan Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Ömeroğlu’na sonsuz teşekkürlerimle…

Ali AKBAŞ

HAKTAN GELEN ŞAİRİN SESİ GURBETTEN GELİR…

Tanrı Bilir

 
Şirinliği nerden alır
                  Bal ne bilsin
Sorabilirsen,
                  Git de sor,
Arı bilir.
Akşam nerde yattığını
                    Sen bilirsin
Sabah nerde uyanırsın
Tanrı bilir.
 

Dua

 
Dizimin kündesinde
Toprak nasır bağlamış.
“Ya hu!” “Ya hu!” demekten
Dudağım sır bağlamış.
İçimde pırıl pırıl
Arzular yapraklamış,
Benim dua okuyan.
 
 
Güzelliği görürse
Gözünüze gün deyin.
Gözünüz gün olunca
Müşküle mümkün deyin.
Ben bir Allah bendesi
Ne dersem âmin deyin,
Benim dua okuyan.
 
 
Fikrinin en mukaddes
Mayasından doğmuşum.
Taşından, toprağından,
Kayasından doğmuşum.
Ben anamın Tanrı’ya
Duasından doğmuşum,
Benim dua okuyan..
 
 
Karışıp bir birine
Can sesi, cihan sesi.
Sayısız ses içinde
Yalnız bir insan sesi.
Benim yerden göğe dek
Yayılan ezan sesi,
Benim dua okuyan.
 
 
Dört emelim dört elim
Dört elle tutar beni.
Tan yeri umut yerim
Gurubu yutar beni.
Okutana kurbanım
Hâlâ okutur beni,
Benim dua okuyan.
 
 
Kader böyle buyurdu
Kederle gardaşlaştım.
Ne kadar ki diriyim
Dizime dek taşlaştım.
Yüz çevirir Tanrı’ya
Yarınlarda baş taşım,
Benim dua okuyan.
 

Biz

 
Gurbet nağmelerinde
Yeni mi, eski miyiz?
Bu elin kaderinde
İşte biz yaz gibiyiz.
 
 
Bir gün çıkıp gideriz,
Ayrılık dağlarından.
Haberimiz duyulmaz
Gurbet uzaklarından.
 
 
Çekip elin gözünden
Bizi yasaklıyorlar.
Bizi kovup bu günden
Tarihe saklıyorlar.
 

Unuttuğun Yerdeyim

 
-Bahar, nerden gelirsin?
-Hakkı bulduğum yerden.
-Yaz, ne yandan gelirsin?
-Yaşa dolduğum yerden.
-Güz, ne yandan gelirsin?
-Hazan olduğum yerden.
-Kış, ne yandan gelirsin?
-Unutulduğum yerden.
 
 
Geçen ömrün yasında,
Kuzey yakasında ben.
Gün bulut arkasında
Gurbet arkasında ben.
 
 
Var mı benden bir sorak1
Nerdeyim ben, nerdeyim?
Yaddaşına2 iyi bak,
Unuttuğun yerdeyim.
 

Unutulmak Nöbeti

 
Yerde su, gökte bulut,
Tanrı’nın hayalleri,
Bir şamın yaprağında sınavdan çıkar yaşam.
Alıp kanatlarına cevapsız sualleri
Yüreğimin başına sessiz konmakta akşam.
 
 
Yazı gönül yarası, kışı yüz karasıdır,
Ne ele erkim çatar, ne de bir hahişim3 var.
Ah bilseydim mezarım dünyanın harasıdır
Ve benim bu dünyada, bilseydim ne işim var?
 
 
Nereye akarsa aksın,
Su, yarınki buluttu(r).
Bu günkü cada4 yoldur dünküyse akın5 yeri.
Aldığı nefes gibi vatan beni unuttu,
Kimin yâdına düşer yitik bulağın yeri?
 
 
Unutulmak nöbeti…
Benim de geldi sıram,
Bizi ölüme çeken zaman arıdır belki.
Onu sevmek var iken kimden ve neden korkam,
Herkesin kalbindeki sevgi Tanrı’dır belki?
 
 
O avcı, dert sürekçi…6
Var mı bir ümit yeri?
Nereye dek götürür ilahi vaatler beni?
Sevmeye ne kaldı ki dünyada ondan geri,
Ona doğru kovmakta verdiği dertler beni…
 

Talih İle Yüz Yüze

 
Talih ile yüz yüze
Talih ile göz göze
Talih ile baş başa
Kalıp, yiğitsen yaşa.
 
 
Gecenin gece derdi…
Gündüz günü yaşıyor.
O hangi behteverdi(r)7
Öz ömrünü yaşıyor.
 
 
Haçan8 düştük akına
Önde varmış ah, neler…
O selin gabağına9
Birden düşen dehneler.10
 
 
Gözümüz bahardadır,
Göz nerde? Arzu nerde?
Sel yatağı hardadır,11
Arka akan su nerde?!
 
 
Düşüp arka darıhar12
O suyun yeğin ömrü.
Bir bizim ömrümüz var,
Bir de talihin ömrü.
 
 
Geri dönmek gümanın
Ark ark parçalanır da
Aşkın, arzun, zamanın
Baş yolundan kenarda.
 
 
Aşabilir mi dağı
Sozalan13 arkın ömrü?!
Nerdedir sel yatağı,
Nerdedir halkın ömrü?!
 
 
Talih ile göz göze
Talih ile yüz yüze,
Talih ile baş başa
Kalıp yiğitsen yaşa!
 

Dersiniz

 
Bakarsın ağarır gözün karası,
Baksan da bakmasan da iz kalmaz suda.
Bir ömür, akşamla sabah arası,
Sabah hoş geldinmiş, akşam elveda.
 
 
Ömrüm geçip gider dar bir boğazdan,
Bu deniz gözümde büyütür gamı,
Gözden yiteceğim, yoğum birazdan,
Hasret sularında benim o gemi.
 
 
Dersiniz, bilmedik ömür süreli
Vaktin söz sovunda, çat ha çatında 14
Atadan, anadan, yardan ireli
Sevgilisi varmış vatan adında.
 
 
Dersiniz, dert sürdü, ömür sürmedi,
Sonunda menzile yetti dersiniz.
O, bu zamaneden söz götürmedi ,
Başını götürüp gitti15 dersiniz.
 

Daha Hiç Kimsenin Yoktur Haberi

 
Daha hiç kimsenin yoktur haberi
Beni bu yerlere sesleyen nedir?
Kim bilir belki de gurbet elleri
Garip mezarların hasretindedir.
 
 
Gelir damağıma ölümün tadı
Tetikler düşecek, tiye16 çıkacak.
O yerler dirime sahip olmadı
Gelip ölüme mi iye çıkacak.
 
 
Garip gecelerin uykusu servaht 17,
Gurbet gündüzlere zulüm dolanır.
Anam dolanırdı başımda bir vaht,
Şimdi etrafımda ölüm dolanır.
 
 
Yok, daha içime benzemez çölüm,18
Ömrün ak günleri karadan çıkar.
Ölmenin zamanı geldi, gel, ölüm,
Ben ölüm, gel beni aradan çıkar.
 

Allah Unutmaz

 
Payızda19 baharın yolunu tuttun,
Çiçekler bitecek içinden karın.
Evvel arzuladın, sonra unuttun
Çıkarlar karşına unuttukların.
 
 
Sevilen, Tanrı’ya sevimli bende,
Bakma ki şeytanlar taş atar sana
Tanrı, istesen de, istemesen de
Bir şair talihi yaşatır sana.
 
 
Her gonca gelecek aşk ilahesi,
Her avuç toprak da ağaç yeridir.
Senin fikirlerin magnit sahesi20
İlahi vahiylerin saklaç yeridir.
 
 
Göze görünecek kalbine daman,21
Son uçta seheri getirir gece.
Seni gurbetlerde çürüten zaman
Sözünün yanından yel olup geçer.
 
 
Başından yükselen duman mı, çen mi?22
Gönül ocağının odundan çıktı.
Bu gurbet denilen sen isteyen mi?
Bir düşün belki de yâdından çıktı.
 
 
Sorma hiç, ne olur sonun evvelin
Taşta su, dilde söz, odunda ocak.
Senin şiirlerin, hamile gelin,
Her okuduğunda fikir doğacak.
 
 
Görürsün gül biter içinde karın
Bakma ki verdiğin söz sözü tutmaz:
Çıkarlar karşına unuttukların
İnsan unutur da Allah unutmaz.
 

Sultanım

 
Getirdiler, isteyerek gelmedim,
Ellerinle nura döndü zulmetim.
Ne verdin ki, değerini bilmedim,
Sepeledim nere geldi, sultanım.
 
 
Bir kısmetin ben izinden yürüdüm,
Civanlığı kocalığa bürüdüm.
Nere gittim, sürüm sürüm sürüdüm
Dert elimden zara geldi, sultanım.
 
 
Menzil kestim, ümidimi kesmedim,
Vakte küstüm, dönek bahta küsmedim.
Ne gönderdin, ortak çıktı kısmetim,
Her ne geldi, kara geldi, sultanım.
 
 
Senden gayrı yüz tutmaya nere var?
Boşa geçmez, her ak günde kara var
Ne bileydim yar sözünde yara var,
Yardan bize, yara geldi, sultanım…
 
 
Ömür yolu zaman içi var geldi,
Vara, vara dünya bize dar geldi.
Arzuların baharına kar geldi,
“Bizim ki de kara geldi,” sultanım.
 
 
Kabir yeri yara ise, yara ver,
Yürek sudur, dinlenmeye ara ver.
Çare sende, çar naçara çare ver
Ölüm bize çare geldi, sultanım…
 

Başardım

 
Geçip geldim nice nice ölümden
Yaşamadım, yaşatmayı başardım.
Sözden gayri ne gelirdi elimden
Yüreğimi boşaltmayı başardım.
 
 
O dünyadan ne verdiler götürdüm
Neyi vardı bu dünyaya yetirdim.
Bu yollarda ne buldum, ne yitirdim
Ne almıştım, ne satmayı başardım.
 
 
Batan güneş yatan bahtın göğsü mü?!
Gelip geçti hasetlerin mevsimi.
Yele verdim, suya çektim nefsimi
Arkasından taş atmayı başardım.
 
 
Ömür geçti kov ha kovda,23 akında.
Ne tez gördüm uzaklığı yakında?!
Kılıç idim, dünya adlı bu kında
Yavaş yavaş pas tutmayı başardım.
 
 
Görüşmeye adım atan değildim.
Ninnisiyle uyku yatan değildim.
Ben onsuz da bu dünyadan değildim,
Ben kendimi aldatmayı başardım
 

Adım

 
Adım anılmaz ki, vaht darlığında
Yazsanız, tükenir kaleminiz de…
Ama fikrinizin mezarlığında
Tutun, gerek olur son deminizde…
 
 
Olsun yatan bahtım size hediye
Vakti oyatanlar24 bahtı oyatmaz.
Adım listenizden silinmiş diye
Bir tek elinizin kınası çatmaz25…
 
 
Vakti yok, kendini gösterir saat,
Vakti sorarsanız özünü söyler.
Benim, dilinizin ucundaki ad,
Bir gün dil yanılıp düzünü söyler.
 
 
Ne kalır varlıktan yokluğa? Bir hiç,
Geriye dönense sonun evveli…
Batı hücumuyla batsa da Kiteç26
Hâlâ yer altından çan sesi gelir…
 
 
Kalacak, gelecek varise adım,
Kıvılcım, kararan kara taştadır.
Adımı unutan var ise, adım
Vakte yanık veren27 bir yaddaştadır.28
 
 
Ben de tamamlasa ömrünü sürgün,
Atlayıp yokluktan varlığa geçsem…
Allah’ım son verse hicrete bir gün
Bir gün Medine’den Mekke’ye göçsem,
 
 
Çıksa yollarıma Kerbela, Kûfe,
Tanrı kelamına ilk katılanlar…
Ne kadar şaşardı bu tesadüfe
Adım çekilince dik atılanlar.29
 
 
Canım da adımın üvey veteni,30
Tükenen günleri bu gün, sabah da…
Benim içinizde suçunuz, beni,
Unutmak da çetin, hatırlamak da…
 

Çok Mu Önemli

 
Bu insanlar içinde
Sıradan bir insanım
Azıcık zahmetim var,
Bir az da şairliğim.
Hiç istemem başımı
Koltuk altta girleyim.31
Bir dünyayım,
Bozulmuştur bu dünyanın
İktisadi haritası
Midem vardı bir vaht taşları eritesi.
Geçip giden savaşlardan hatıra
Şimdi savaş vardır orda.
Yüreğim de bir güzele müstemleke
Günahlarım bana leke.
 
 
Bir balaca ülkeyim
Biraz mahkûmluğum var,
Biraz da hâkimliğim.
Söyle çok mu önemli
Ne olduğum, kimliğim…
 

Eyfel Kulesi

 
Eyfel kulesi mi zirvesi vaktin
Bir vaht ki, bir asır ondan uzaksan…
Ona aşağıdan yukarı baktın,
Bir de yukarıdan aşağı baksan.
 
 
İnsan zekâsına belki de sondur,
Zirvesi nur alır gün batımından.
Belki de ikinci bir Vavilon’dur32
İnsanın Allah’a can atımından…
 
 
Böyle mi olurmuş ruh yükselmesi?
Eh, bu da aklıma gelen bir histir…
Paris’te gizlidir varis kelimesi
Paris, varistir…
 
 
Ona Fransız’ın gözüyle baksan
Dalanı, döngesi misale döner…
Eyfel Kulesi’ne şayet bir çıksan
Paris ayakların altına iner…
 
 
Bir gezen, istiyor gezsin bin kere,
Ömrün gurubunda bu ne görüştü.33
Ben ister idim ki gençliğim göre,
Fırsat, kocalığın eline düştü…
 
 
Çağlayan çağlarım erdi mi sona,
Hiçbir şey ruhumu, artık oyatmaz.34
Fikrimi yolundan çevirmez Sena35
Hevesim Eyfel’in başına çatmaz.
 
 
Dilim de varmaz ki kötüleyeyim
Tabiri caiz midir? Tabir caizdir…
Ömrün önü kışa… Ben Paris’teyim
Yolda gazellerin rengi payızdır…36
 

Boğaz

 
Zamanenin elinden çektiği az olmadı,
Ama boğaz olmadı
Bir kimsenin önünde
Bahtı gibi kara saçları vardı bir vakit,
Döküleni döküldü,
Çallayanı çalladı.37
Kendi yetirdiğini karşısında görünce,
Tanrı da cığalladı…38
Bahtına, ikbaline
Hiç kimsenin aklına bile getirmediği
Ani bir kaza düştü.
Ne yandan kaçıyorsa
Gidip oraya,
İki araya
Dar bir boğaza düştü.
 
 
Bu boğazın toruna kızıl bir balık gibi
Güneş de dalıp çıkar.
Akşam battığı yeri, sabah aldatıp çıkar.
Vuslatla ayrılığın taamını tadıp çıkar…
 
 
Kanatlansa bu suyun altında, balıkları,
Bu suyun aynasında martıları uçsalar.
Gelip senden sorsalar her tür alçaklıkları
Her tür yücelikleri, gelip senden sorsalar…
 
 
…İki deniz arası bir boğaza düşmeler,
Bir yandan ayrılmalar, bir yandan görüşmeler…
Ayrılığın gözdağı;
Ağzına su dolalı,
Doğuşundan dünyanın açık kalan dudağı…
 
 
Hayalin
El çatmaz, ses de yetmez sonsuz ufuklarında
Yolcu yolda, yol açık;
Boğazdır ana karnı, ölüm de bir boğazdır,
Çıkabilir isen çık,
Doğum ölüm arası yolun da bir boğazdır…
 
 
Ümidi boz bulanlık sulara yansıyan nur.
Sen ey bizi var eden,
Denizleri boğazdan geçmeye mecbur eden
Gözlerinin ucuyla bize de bak ne olur…
 
 
Günlerini sayınca ayrılık gemileri,
Gözden çıkanlarının ardından baka baka
Kalbi taş olmalısın.
Boğaz boydan ucadır,
İki dünya arası açılan bir bacadır,
Düştün mü, ezel ahir
                                     Ya bir yana çıkmalı,
Ya harap olmalısın.
 

Yılan

 
Kaderin nakışıdır
Senin işin dürüsttü(r).
Yılan! Hansı yahşıdır39
Yerin altı, ya üstü?
 
 
Her gün yer altı kından
Ayrılıp çıkmak nasıl?
Kendin öz kabuğundan
Sıyrılıp çıkmak nasıl?
 
 
Ölümün bir parçası
Ağzında zehir dişin
Yokluk varlık arası
Nereden bu gelişin?
 
 
İki arada kaldın
Burnunda kan kokusu.
İlk defa kimi çaldın40
Saldın, yılan korkusu?
 
 
Sürünüp yastı yastı
Talihini çekerdin.
Yuvanı su mu bastı
Gelip rüyama girdin?
 
 
Ben de, lanet şeytana
Şirin dile inandım.
Dünya kadar yalana
Bile bile inandım.
 
 
Dişinin altındadı(r)
Ölümün memleketi.
Ömrümün kaçtı tadı
Bana bir zehir geti(r).
 
 
Kaderimin kışıdı(r)
Çal beni isti isti.41
Görüm hansı42 yahşıdı(r)
Yerin altı, ya üstü?
 

Uğur Beklersin

 
Sen uğur beklersin, sabır nehs43 gelir,
Sen avand44 gidersin, işin ters gelir.
 
 
Yol, kendi kıvrıla kıvrıla gider,
Su kendi, burula burula gider.
 
 
Çevrede ne kadar dere var, dik var,
Dünyanın özünde bir eğrilik var.
 
 
Nasıl düz diyelim bu yola, ize,
Düz yolu düz yılan eğri giderse…
 

Ey Güvercin

 
Ey güvercin ne gezersin
Penceremin önünde?
                            Burda garip gibiyim
Ben de senin gününde…
                            Den gezersin?
Yoksa sen getirdin mi den bana?
                            Geldin, sevgi mektubunu
Hatırlattın sen bana.
                            Ne yandaysa bir sineyi
Yarıp çıkan yüreksin.
                            Ya talihin kısmetine
Uçup gelen meleksin?
Susturulmaz, söndürülmez,
Uyutulmaz duygusun.
Ya vatanın bir parçası,
Ya anamın ruhusun.
Ey güvercin, neden böyle
Narahatsın, narahat?45
Ne bilirsin bir alıcı
Kuş gibidir bu hayat?
 

Yüksek Binaların Kuşatmasında…

 
Yüksek binaların kuşatmasında
Darlanır,
                                Kahırlanır,
                                                         Yeri dar mescit.
Kulağı göklerin imdat sesinde
Leylek boğazını uzatır mescit.
 
 
Ömrü uzun imiş sırlı yalanın
Allah’a inam da o sırdan gelir.
Sanırsın minberde öten mollanın
Sesi sekizinci asırdan gelir…
 
 
Gör neye benziyor o minareler,
Batmış gemilerin dor ağacına.
Molla da minbere çıkıp her seher
Sesinden çekilir darağacına.
 
 
Fikri de değişmiş yüreği gibi
Sözü sohbeti de dilinde kalmış.
Bulut da Allah’ın eteği gibi
Yırtılıp mollanın elinde kalmış…
 

Sınak 46

 
Tanrı’nın yaddaşından47
Dünyanın o başından
Ana rahmi tünelin
Sıcak karanlığından
Gelip gurbete düşmek…
Senin giydiğin bedenle
Aynadan sana bakan senli ve sensiz senle
Gölgen ile görüşmek!
Kalpte
Ömür adlı galip de
Havasına, suyuna,
Hele alışmadığın bir dünyada yaşamak
Ve… Sonra ömür boyu nişanın yiter diye
Göbeğinde ananın
Ve geldiğin dünyanın mührünü taşımak,
                                                                                                                   Sınak!
Doğum- ölüm
Bir düşün
Bir ömürlük yol geçer
Tire aralığında
Bu iki zıt görüşün.
Geçtiğin yollar boyu bazen izin yok ise
Düşman bakışlar ile bakma sen ayağına.
Hoş gününde kendin geldin, dar gününde
Allah aldı kucağına…
Rehberin, yol yoldaşın
Tanrı’dan ve anandan kalan yurt borcu sevgi.
Yüreğinin içindedir, yüreğinden yakındır,
Uzak, uzak yıldızlardan
Biri kadar uzaktır
Sev ki,
Sevmek: Yeni baştan doğmaktır…
Çetini gözlerine bakmak, ellerine dokunmaktır,
Ellerine dokundun,
                              Gözlerine baktın,
İçindeki şeytanı azatlığa bıraktın!
Gözlerine bakmak, ellerine dokunmak,
                                                                                                  Sınak!
Ve ömür…
Sınaktır,
İki taşın arasına koymak geçmişini
Yılan gibi kabuğundan soyunmak
Önce değişmek,
                                        Sonra çektirebilmek
Ağrıyan dişini,
                                    Sınak!
Gözünle güneşi içine tepmek
Havayı havayla
Yerküreye döndürmek ciğerlerini,
Ölümü bile, bile
Bilmemek ölümün vaktini ve yerini
Ölmek,
Hafızayı silmek,
Ve her şeyi unutmak…
Gittiğin hayat yolu değil, ölüm yoludur
Arayıp bulacağın ölümdür.
Bu dünya yitik yeri, ister küselim,
İsterse hayıfsınak.
Yaşamak sınaktır,
                                               Ölüm, ondan da
                                                                                                      Sınak!
 

Baba Resmi

 
Demiryol vağzalı48…Katar ayağı49
Ortada sükûta serpelenen kar.
Arkada arkasız civanlık çağı
Nerden bilecekti, önde neler var…
 
 
Ayrılık… Yüreği sıkılan vahtmış
Ufukta bir kanı kararan akşam…
Atam yanımdaymış, bahtım oyakmış.50
Bahtım oyakmış da, ben yatırmışam.51
 
 
Bu soğuk satırlar bir şeyler der mi?
Sesi sonra çıktı yağan karın da…
Bir ana düşünün, yaşı da yirmi,
Bir oğul, çok olsa yaş yarımında.52
 
 
Kulun görmediğini talih görürmüş,
Geride ne olmuş, önde neler var.
Buhar nefesiyle göğs ötürürmüş53
Bizi ayırmaya ahdeden katar…
 
 
Havada donarken söze ihtiyaç
Babanın sözleri kırık kırıktır:
“Gözümün ışığı, gözlerini aç
Belki bu ayrılık son ayrılıktır!
 
 
Nedir iliğime işleyen soğuk:
İçime doğanın başa gelmesi…
İspata, izaha ihtiyacı yok,
Hazır delildir ‘ata’ kelimesi…
 
 
Gün geçer, ay geçer, yıl galaklanır54,
Zaman da kemirir ömrümü az az…
Gözümü yumarım bahtım bağlanır,
Açarım, açsam da bahtım açılmaz.
 
 
Ömrüme yoldaştır bir ‘ata’ adı,
Çocuk hafızamın kanı soğuktur…
Hatıra adına bir şey kalmadı
Bakıp ağlamaya resmi de yoktur…
 
 
…Aradan çıkmaya çalışır zaman,
Havada burgusu burulur karın…
Can candan ayrılır… Bu ayrılıktan
Dumanı başından çıkar katarın…
 
 
Elinde Yusuf’un kesik kendiri
Bir şey düşünürdü vaht ese, ese:55
Geri dönecekti yolların biri,
Biri gidecekti ‘gider gelmez’e. 56
 
 
Bakıp görmeyenin hoş o halına
Çekilmez dertleri çekerdi katar:
Gün çoktan inmişti dağlar dalına
Ay sevinirdi ki, gökte bulut var.
 
 
O katar giderdi dert çeke çeke
Yatan körpenin de rüyası kardı…
Açsaydı kör olası gözünü, belki
İçinde bir baba resmi kalırdı…
 

Menzil Başında

 
Kırkıncı yılların kademi ağır…
Yere çıngı düştü…
                                   Bir dilim alev
Ayları, yılları böldü yarıya.
Savaş gül bitirmez,
                                   Çiçek yetirmez,
Sınır çizgileri girdi araya.
 
 
Bir korku doğurdu hamile dünya,
Taptaze filizler yandı, büzüştü…
Sıraya sonuncu giren askerin
Boyu da dört parmak aşağı düştü.
 
 
Burdan güneş doğar, ordan ay batar,
İyi ki zamanın, vaktin sonu yok.
Böylece yarına yol alır katar.
Ne yazık, arada dört vagonu yok.
 
 
Fit verir…57
                                   Zamanın sesi ucalır,
Gelecek seherler çıkar karşına.
Dört vagon katardan ayrılıp kalır,
Dört nesil yetişmez, menzil başına.
 
 
Körpe sinesini verip gabağa58
Arkadan hevesle gelen nesiller
Kalan vagonları çekip sabaha
Uzak geleceğe götürmek ister.
 
 
Nerdeyse akına koşulur akın59
Ve büyür siperde sıkılan yıllar.
Tutar nöbetini nice tezgâhın
Soğuk dipçiklerden yapışan eller…
 
 
Uyandı dört yıldır susan hevesler
Yeniden çağladı damarda kanlar.
Doldu beşiklere ilahi sesler,
Yazık, cephelerde kalan civanlar…
 
 
Kırklı, senelerin yaprak dökümü,
Hani aksakallar yetmiş yaşında?
Nineler oturup yol beklemezler,
Oğulu uşağı azizlemezler,60
Kocalar görünmez dokkaz61 başında…
 

Gam Yeme, Kaldıysa Son Ümit Yeri…

 
Başını katanda62 gurbet çağları,
Gidip son menzilde unutma ilki
Susuz çay olmaz ki, çay yatakları
Sevgisiz bir ömür, ömür değil ki?!
 
 
Vakit yüze çıkıp baht unutmasa
Seven sevdiğini unuta bilir?63
Seni bir kimsenin gözü tutmasa
Seni bu dünyada ne tuta bilir?
 
 
Gam yeme, kaldıysa son ümit yeri
Gurbete karını dökse de yanvar.64
Bilsen ki nerdeyse sevdiğin biri
Ve seni, nerdeyse gerçek seven var…
 

Gidersin, Meçhule Yol Alır Giden

 
Gidersin, meçhule yol alır giden,
Gurbet, bir açılmaz sırdan başlıyor.
Burnunun ucunu sızlatan vatan
Yâdından çıktığı yerden başlıyor.
 
 
Gidersen, vatanın kalır vatanda,
Yüreğin içinde köz vatan olur.
Derdine, çilene vatansın sen de,
Sana da gurbette, söz vatan olur.
 
 
Özü hiç, sözünü unutma, vatan,
Şimdilik gönlünün bir yerine yaz:
Onu senin gibi terk edip, atan,
Seni onun gibi seven bulunmaz…
 

Ne Güzel!
Vatan Var Unutulduğun Yerde

 
Gâh taştan, gâh duvardan
Süzülüp ara sıra
Gözyaşına göz açan yanık besteler de var.
Acı hatıralardan başı yastığa düşmüş
Ölümüne baş koyup yatan hesteler65 de var.
Bir odanın köşesinde
Bağrı yanık bir günde başı kesilen ömrün
Su gibi millenmekte
Pencerenin perdesinde nefesin yellenmekte…
Selam, Memmed İsmayıl, selam yetim gardaşım!
Yaman karıştı başım. Bağışla nerde öldün,
Nerde kaldın bilmedim.
Hani bizi ayıran talih: O el, o gayçı,66
Candan can ayrılırmış, can kimdi? Beden kimdi?
Bizi nerde ayırdı gafil yollar ayracı,
Kimdi vatanda kalan, gurbete giden kimdi?
Tutmaya ümit yeri gezme el var, etek yok,67
Ne ileri, ne geri, geçmiş var, gelecek yok.
Bilirim sevmediler sevdiğin kızlar seni
Dağlanmış sinesinde kavallar sızlar seni…
İçinde Nuh Nebi’den kalma beş on hatıra
Üç beş yaralı mısra veya söz kırıntısı,
Kim ala, kim götüre…
Boynuna alır mı acaba bu suçu gurbet,
Gurbet nere, sen nere, kalemin ucu gurbet…
Ben gayrete sığındım, sense uzak gurbete…
Gelmedim seni dağdan dağa salan kederin,
Kaderin arkasınca
Ölüm ayak basınca…
Susuyor mu göğsünün altında kış yarası
Hele işin orası,
Alası, aparası kaza ve kader seni.
Bir zaman seni sevenler saldı derbeder seni.
Gurbet: Örümcek toru!
Sığındığın dört duvar her gün andırır goru68
İçinde hasret koru
Koruya bildiğince vatan hissini koru!
Vatan: Zaman içinde yolundan azmış diyar,
Talihsiz talihini şeytanlar yazmış diyar
Uzak hatırasıyla yaşamak geçmişleri,
Bu uğursuz işlerin, uğursuz gidişleri…
Durumuyla zamanın gözlerinden yaş salan,
Vatan gurbet arası kaderi, çaşbaş salan,69
Sen ey ana vatanın üvey evladı, Memmed!
Ağzı yanmış dünyanın ağzının tadı Memmed.
Bile bile her şeyin hasrette yittiğini
Sen niye tora düştün?
Ne yandan kovdularsa fırlanıp ora düştün
Ne sever sevdiklerin, ne nefret ettiklerin…
İzini azdırmakta ardından gittiklerin..
Dert ortağın öldü mü, nerde suç ortakları?
Ne özünü özleyen bir güzel bulunacak,
Ne sözünü gözleyen okuycu70 dudakları…
Götüren götürürse, gitmeyen nasıl gitmez,
Ne avrat, ne uşaklar, ne ananın mezarı
Gurbetten geçmezsen
                                                                       Gücün özüne yetmez…
İt gibi itibarsız vaktin zaten kırıktı,
Gurbet de gurbet değil, bir deli haykırıktı…
Her yalancı umudun zaman imiş bir yudum
Ak sakalın, ak saçın, zamana ihtiyacın
Zaman koca bir keder çekebildiğin kadar
Mısraların zamandan koparılan parçalar,
Gönülleri parçalar.
Nerde kılıca geldin, bir yana varamadın,
Sözün dalınca geldin, alıp aparamadın…71
Kurt gibi kuduz olur dert acıktığı yerde,
İyi ki vatan var unutulduğun yerde.
İçimizde öldürüp biz sana ağı(t) dedik
Zaman, yazın yüzüne güzleri hasret çeker.
Çeker, yılanı kurşun, şairi gurbet çeker,
Ölen duygularına Mekke toprağı dedik…
Yetmez mi dert çektiğin hayat terazisinde,
Ne geceye iliştin, ne de sabaha çıktın.
Vatan gurbet arası bu ölüm gezisinde
İki arada kalıp ne yanda yoka çıktın?72
Yitik yitiği bulmaz, yitiren boyun büker,
Damlaya damlaya göl olur damlalı katrelerden
Evlatların don diker
Senden onlara kalan
Yalan hatıralardan…
Yadı gör, yakın dözer, burda bakım, görüm yok73
Bu baht, kader benimse sırtına almaz seni.
Benim Tanrı’dan gayrı sığınacak yerim yok,
Tanrı salmazsa kimse, yâdına salmaz74 seni…
 

Adı Batmış

 
Biraz payızın75 sonu,
Ve… Sonra bütün kışı…
Yüreğime dokunur,
Bir ananın kargışı…
 
 
Bu dertlerin, bu da sen,
Bu da donakalan kış:
Niye cevap vermezsin,
Eye!76 Ey adı batmış…
 
 
Anam, zaman karıymış,
Kulaklara kurguşun.77
İki başı varıymış
Belki de bir kargışın…
 
 
Süründüm dizin dizin,
Sonra kanat çıkardım.
Ben ki çetin cevizin
İçinden ad çıkardım…
 
 
Yer gurbet, ben tedirgin,
Kırılan kanadımdan.
Öyle battı ki, bir gün,
Adım çıktı yâdımdan.
 
 
Kime çatar gileyim,78
Emanetimi getir.
Kimim var, kime deyim
Batan adımı getir.
 
 
Hani yâdın, yakının,
Var mı seni duyan ses?
Ya balık kulağının
İçinde uyuyan ses…
 
 
Deniz mi oldu bu yer,
Emaneti mi sende?
Senden istiyorum, ver,
Batan adımı sende(n)…
 

O Derdini Açmaz Size

 
O, derdini açmaz size,
Her suali kendinedir.
Gök sulara dalıp kimse,
Düşünüyor, fikirdedir…
 
 
Dalgalara akşam çöker,
Şafakların kızıltısı.
Yaddaşından mısra söker
Dudağının mızıltısı…
 
 
Erimez saçındaki kar,
Yaz gelse de genden geçer…
Eline geçmeyen ne var,
Gelip yüreğinden geçer…
 
 
Yeni savuşmuştu yayı,79
Nerden çıktı bu kocalık.
Sinesinde parpılayı(r),
Fikrinde tuttuğu balık…
 
 
Bir vaht özünü çekerdi,
Şimdi de özü çekilir.
Azalır gözünün nuru,
Dünyadan gözü çekilir.
 
 
O bulutlar, bulutlar…
Hâli bulutlardan beter
Özleri kövrelmese de80
Onu ağlatmaya yeter…
 
 
Boşalmaya ümit var mı?
Kadere kebin olunca.81
Vatanda dost tapılar mı?
Gurbet zerrebin82 olunca…
 
 
Gördüğü yerler yad olur,
Ne yapışır, ne el çeker.
Vatan yolu abad olur,
On yıldır gözü yol çeker…
 
 
Uzak yolların canına
Piyade düşmeye gider.
Vatana gitmez, gidende
O, yâda düşmeye gider…
 

Gam Döven Kapılar

 
Ana rahmi, ya mezar
           Hayatın serhedleri 83
Çektiğimiz musibet
           Bir yutum hava için.
Kalmaya yer gezerdi
           Bu dünyanın dertleri,
Ağaçlar yükselirdi
           Kuşlara yuva için…
 
 
Gelip bende kesişir
           Kesişmeyen serhedler,
Yeraltı da ben idim,
           Yeryüzü de ben oldum.
Geldim… Karınca gibi
           Canıma doldu dertler,
Gam döven kapıların
           Birisi de ben oldum…
 

Ona Ne Ad Yaraşır

 
O kimdi ve saire…
Ateşi tükenen Mug84
Çizdiğin bir daire,
Ve… İçindeki boşluk
 
 
Denize çatmayan çay,
Heykele dönmeyen kil,
Buluttan doğmayan Ay,
Ve… Negatifteki şekil .85
 
 
Sancılı bir milletin
Yanlış çekilen dişi;
Yurt derdini gurbetin
Canına çeken kişi…
 
 
Ya inkâr et, ya beğen
O heder, bu da heder.
Özü gidebilmeyen
Yerlere sözü gider.
 
 
Güne eğilen başı
Boynu bükük bir ümit
Ona ne ad yaraşır?
…
Ne ad dedin?
                     “Tereddüt.”
 
 
Dünya ona dört duvar,
Gurbet yüzüne perde,
Ne olduğu yerde var,
Ne olmadığı yerde.
 

İlahi Bir Zıddiyet

 
…Yaşatıp ilahi bir zıddiyeti
Bir boğaz oluşur iki akından.
Sular akışından usanmaz kati,
Sahil de bir yerde dayanmasından.86
 
 
Tutup eteğinden ‘Allah Kerim’in
Güz ormanındaki kış heyecanı.
Orda öldürülen ümitlerimin
Her akşam sulara dökülür kanı.
 
 
Gâh gurub yerini, gâh tan yerini
Öper güzelliğin Tanrısı bir şam
Yığıp dalgalardan, şefeklerini87
Dağların ardına iner her akşam…
 
 
Niyetin ölümden başka adı yok,
Gam çeker içine doğan yolları.
Arama, dünyanın kum saati yok,
Geriye işlemez zaman yolları…
 
 
Gurbette ışık da gönülsüz yanar,
Gurbette geç yanar, tezden erir şam.
Garibin gözünde tez batar güneş,
Gurbette hevesten tez düşer akşam.
 
 
Sular ayrılığa koşan akındır,
Derdini çekmekte dere, diklerin.88
Belki yitirdiğin kazandığındır,
Belki kazandığın yitirdiklerin?
 
 
Saklıdır çağlayan suda gizlerin,
Başı geçmişine bağlanan, susan.
Sonu yok dört elle tuttuğu yerin,
Unuttuğu yerin oğludur insan!
 
 
Söyleyip gelmeye yer arar sesin
Sözünü dağlara deyip de döner.
Bazen öle öle ölüm hevesin,
Gidip o dünyaya değip de döner…
 
 
Hele yol uzaktır, idam yerine,
Karşıda çileli gor89 var, kefin var.
Hele konulursun adam yerine
Hele yapılası bir görevin var.
 
 
Vaktin astarına çevrildi dost da
Yara yok, yaranın yeri göynetir.90
Koskoca Aristo bana Asos’da
On yıldır ayrılık dersi öğretir.
 
 
Her yolun sonunda bir ayrılık var,
Ben de kızlarıma verdim bu dersi.
Boğazda sular da tersine kar,
Onsuz da ölümdür doğumun tersi…
 
 
Gündüz: Astarına çevrilen gece
Hayatta boş kalan yeri görünmek,
Girip yaddaşlarda yaşamak nice
Hasret sularında sırrı görünmek…
 
 
Bu sular boğazdan akmış, akacak,
Akıp haber verir su ayrılıktan.
Belki de kızlarım kârlı çıkacak,
Ölüm ıtrı gelen bu ayrılıktan!
 
 
Gün batar, sulara çeker gölgemi
Hayat bir oyunmuş, rakip aparır,91
Benim hasretimi yüklenen gemi
Canını bir teher çekip aparır…92
 
 
Ben ki, bir yolcuyum ‘gider gelmez’e,93
Uçan bir kayadan ne kalır dağa?
Ya öyle köhneyim, ya öyle taze,
Ecel mezar arar beni satmağa.
 

O Da Gitti

Y.Kuznetsov’un hatırasına


 
…O da gitti bu dünyadan
Her şeyini atıp gitti.
Bilseydi hiç bırakmazdı
Dünyayı aldatıp gitti
 
 
Tembelliğini düzlere,
Göz nurunu gündüzlere
Günahlarını bizlere
Satıp gitti…
 
 
…Ne bileydin neyi duydu,
Hakkın yerde zuhuruydu..
Kim bilir belki de suydu
Belki de buluttu, gitti.
 
 
“Ömürler yaman kısadır”,
Sözünü unutup gitti.
Tutunacak yeri yoktu,
Yüreğini tutup gitti…
 

Gözden Çıkarılan…

 
Dönüp mayasına kapik94, kuruşun,
Kıymete binince cilalı demir…
Mermiye dönüşmek istemez kurşun,
Ağaç, darağacı olmak istemir.
 
 
Âdem’den, Havva’dan kalan mirastan,
Payımıza düşen beş karış kabir,
Kim bilir belki de bu itirazdan
Namlu mermisini geriye tepir.
 
 
Bu dünya Tanrı’nın sır mektebidir
Ses çıkmaz diline bağlı düğümden.
Belki göbek bağı idam ipidir,
Asılıp dünyaya geldiğin günden…
 
 
Hoşuna mı seçer gurbeti garip,
Boşuna mı yağar Allah’ın karı;
Bahtına bağlanan bir görünmez ip,
Seni arkasınca çekip aparır…
 
 
Zamanla yarışta her damla bir an,
İstek menziline gidip çatar su;
Kuru bir ağacın geçip canından,
Yeşil bir yaprağa dönünce arzu..
 
 
Neden dudaklarda soğuyor adın
Köhnelik elini çeker sene de ,
Neden değerini yitirmez altın,
Bir şeyler yanlıştır bu ananede…
 
 
Kocalık yaşanmaz uzak, yâd ülke,
Kuruyup ağaca dönen de candır.
Ömrün uşaklığı vatandır belke,
Sonra elimizden çıkan vatandır…
 
 
Kim idin?
Sen kimi hatırlatırdın,
Herkesin ahiri bir kuru addı(r).
Evvel diken olup göze batardın,
Sonra vatan seni gözden çıkardı…
 

İnsan…

 
…İnsan mı dedin? İnsan
         Yerde ruhun izidir.
Zamanın kapısında
         Ömür dilencisidir.
Bilirsin ki yarıyor
         Dünya kirakeşliğe95,
“Ey dili gafil” deyip
       Dudağını dişleye…
Zamanın kapısını
       Çarpıp çıkar hiçliğe…
 

Boğazdan Geçen Gemiler…

 
Kim senin bahtını gurbete yazdı,
Vatan mı istedi, vaht mi dışlıyor?
Düştüğün çıkılmaz bir darboğazdı(r),
Biraz o taraftan deniz başlıyor…
 
 
Suların akarı eğmiş sahili,
Bir defa eğilen artık düzelmez.
Gurbete serpilen ömrün on yılı,
Vatan istese de geriye gelmez…
 
 
Dünyaya karıştın dünyayla birsin,
Kim seni yurdundan saldı derbeder?
O göze görünmez kim idi dersin,
Kader mi diyorsun, belki de kader…
 
 
Çıksan, çıkamazsın cazibesinden,
Bahtın bıraktığı görünmez iz var…
Gece martıların garip sesinden
Bilirsin nerdeyse, çay var, deniz var…
 
 
Vatan da öylece hayaldir burda,
Ne ad vereceksin seçkinliğine?
Ve canından fazla sevdiğin yurda
Ayak basamazsın üç günlüğüne…
 
 
Öz müdür, üvey mi Ege’yle Hezer,96
Var mı bir cevabın, bu suale, su?
Yelinle uçmaya gölgeni gezer,
Ufuklar ardında kartal balası.
 
 
Fikrinin ucunda o ev, o dahma97,
Sonu görünmeyen bir sitem ile.
Her gün boğazına tıkanan lokma
Ve her gün boğazdan geçen gemiler…
 

Kılıca Baka Baka

 
Atın sırtında yara,
                   Devenin sırtında fır98
Eski bir yarın dibi
                   Yeni bir mezar yeri.
Cenaze omuzlarda
                   Gezdiği yeri tapır,99
Dünyanın kar yeridir
                   Dünyanın bahar yeri…
 
 
Canınla çok övünme
                   Cansızın da canı var,
Dere derinliğinde
                   Duyarsın uçurumu.
Kışın kuruyup kalan,
                   Yazın dil açanı var
Gölgesinden bellidir
                   Ağaçların durumu.
 
 
Bir gün ölmeye ne var,
                     Doğmak işin çetini.
Yola çıkanlar bilir
                   Yolculuk ne demektir.
Arzu hüzün kaynağı,
                   Azaptır ana betni,
Dünya her şeyi bilip
                   Hiçbir şey bilmemektir…
 
 
Mısralara çevrilir
                   İçimden kalkan kıyam
Unuttura da bilir,
                   Hatırlata da beni…
Adresleri değişen
                   Bir vizit kağıdıyam
Saklaya da bilirsin,
                   Yırtıp ata da beni…
 
 
İzini azdırdı mı,
                   Yolunu tuttukların,
Kuşu uçtu göklere,
                   Suyu toprağa gider.
Ne seni tanıyanlar,
                     Ne de unuttukların,
Vatandan çıkış yolu
                     Unutulmaya gider…
 
 
Ne ağaç altı gölge,
                     Ne yaprak üstü ışık…
Yâri yoldaşı görmek
                   Dalınca100 baka baka…
Ve benden geçen vatan
                   Bahtı karma karışık,
Kesilen başı görmek
                   Kılınca baka baka…
 

Adaşım, Bu Tarih Tekrar Olundu

Şair Mehemmed Hadi’ye


 
Adaşım, bu tarih tekrar olundu
Her şeyi diyecek bu başlık böyle.
Ben de senin gibi inkâr olundum,
Adaşım, gel bana yoldaşlık eyle.
 
 
İnsanın toprakta inadı yoldu(r),
Bir eli yetse de bir eli yetmez.
Benim de niyetim, ayak baş oldu,101
Başım ayağımdan ireli gitmez.
 
 
Döner mısralara alın terleri
İlhamı olanın kısmeti yoktur.
Çıkar pazarlara ak defterleri,
Yazılan kâğıdın kıymeti yoktur.
 
 
Kur’an ayetidir kader kısmeti
Sütü uyuturlar102 üyüşmek103 için.
Asrın evvelinde yiten Memmed’i104
Asrın sonlarında değişmek için.
 
 
Bu çark-ı feleğe teker de derler,
Sende yitenleri bende bul, şimdi.
Gel, yitik yitiği tapar105 da derler
Ben yittim, yerime sen tapıl şimdi.
 

Unutulanların Şairi

 
Dumanı dışarı çıkmaz her ‘od’un
Hakkı bulanların şairiyim ben.
Becerebilirseniz beni unutun
Unutulanların şairiyim ben!
 

Kırkıncı Kapıyım Sırrım Bilinmez

 
Kırkıncı kapıyım sırrım bilinmez,
Bir sır ki, ne akşam, ne sabah bilir.
Ben öyle yerdeyim, yerim bilinmez,
Yerde mi, gökte mi, bir Allah bilir.
 
 
Ömür, yaşanası haftalar, aylar,
Ölüm, duyulası son haber olur.
Yitirir adını denizde çaylar
Hezer’e vardı mı, Kür, Hezer olur.
 
 
Ben ki, gözlemedim, göze girmeni,
Bir gün gözden çıkar göze girenler.
Ben sana kıyamam, sen yitir beni,
Yitir, aziz olur yitirilenler....
 
 
Geldiğin gibi de gitmek güzeldir
Bedenden sıyrılıp ruh olmak güzel.
Denize karışıp yitmek güzeldir,
Tanrı’ya kavuşup yok olmak güzel.
 

VATANIN BÜTÜN YOLLARI SONUNDA GURBETE ÇIKTI

Uzun Bir Cümledir Vatan Toprağı

 
Hakkın arkasınca güneş izinde,
Güneyle, kuzeyin Türk vadisinde
Uzun bir cümledir vatan toprağı!
Batıdan doğuya yolu upuzun,
Ortada virgüldür Hezer denizi
İtil’dir, Fırat’tır kol budakları
Önünde mübteda Ege suları
Sonunda nidadır Tanrı dağları
Okunsa uçuklar dili sonsuzun.
Hiç kimse okuyup başa çıkamaz,
Uzun bir cümledir vatan toprağı
Uzundur, dünyanın ömründen uzun!
 

Şairleri Susmayan Bir Vatan Basılmamış

 
Canında can kalmadı
               Var mı candan yananın?
Bir kederli hâlin var
               Virane bağlar gibi.
Saldırmışlar canına106
                Ölüp giden ananın
Göğsünden süt soğuran
              Kansız uşaklar gibi .
 
 
Nere gitsem derdin de
              Ardımca gider benim,
Bir kulum ölene dek
              Bu derdi taşımaya.
Seni hilas etmeye
              N gücüm yeter benim,
Ne sende arsız arsız
             Tab edip yaşamaya.
 
 
Şairleri susmayan
              Bir vatan basılmamış,
Kalbimde can yerine
              Buna ümit besledim.
Yolunda şehit olmak
              Bahtıma yazılmamış,
Bayrağına sarılıp
              Defnedilmek hasretim…
 
II
 
Hangi kayasından kopup geldi,
Akıp geldi hangi bulağından,
Hangi sözünden çıkıp geldi,
Hangi mezar toprağına dönecek
Gurbet elde gardaş gibi
Kulluğunda durduğum107 bu can?
Göze ışık,
                                                        Dudağa söz,
                      Kulağa ses,
                                                      Yüreğe kan,
Göğse nefes gibi yetmiyor bana,
Yetmiyor vatan!
 
III
 
Burası gurbet diyarı
Her şey ölçülü biçili.
Burda ne şarap içilir,
Ne bir ahu göz güzelin
Yolunda candan geçilir.
Yarın, yolum vatan sarı
Yağmuru, çamuru, karı,
Seli olmaya gidiyorum.
Adam olmaktan usandım
Deli olmaya gidiyorum.
 

Bilmezdim Bir Yağlı Tikesin, Vatan

 
Bilmezdim bir yağlı tikesin, vatan,
Azala azala gelirsin dada.
Kuzu derisine benzer haritan,
Kuruya kuruya kalmış ortada.
 
 
Katlasan katlanır, çeksen uzamaz,
Rus parmak uzatır, Fars el çekince.
Bir yanın Demavend, bir yanın Kafkas…
Ah, neler çekmedin bu yel çekince!
 
 
Seni unutmadı düşmanlar bir an,
Tamah sancıları tuttu, bıraktı.
Kebap kokusuna uyandı İran,
Rusya da Petro’nun gözüyle baktı.
 
 
Gelen asırların sessiz feryadı,
Siner varlığıma topraktan, sudan,
Kanıkmış108 iştahı diş altındadır,
Bir köpek de bazen ürer komşudan.
 
 
Gâh ayı payısın, gâh aslan payı,
Götürmek istiyor seni ortadan:
Aslan derisine bürünen ayı,
Ayı derisine bürünen aslan.
 
 
Üstünde melekler ocak kalayan,
Ah sen de bir ulu yurt olabilsen.
Doğudan batıya ruhu uluyan,
Kuzu derisinde kurt olabilsen!
 
1.Sorak: Sorup alınan haber.
2.Yaddaş: Hafıza.
3.Hahiş: İstek, rica
4.Cada: Kuruyan bir bataklığın, sular çekildikten sonra toprakları çatlamış hali.
5.Akın: Süratle akan su. Akın yeri: Hızla akan su yatağı
6.Sürekçi: Sürek avında avı, avcıların önüne doğru kovalayan kişi.
7.Behtever: Talihi kendisine yar olan, bahtiyar.
8.Haçan: Ne Zaman.
9.Gabag: Ön, ön taraf.
10.Dehne: Ana kanaldan ayrılan küçük kanal, ark.
11.Harda: Nerede
12.Darıhmak: Canı sıkılmak, bunalmak.
13.Sozalmak: Suyun, giderek azalması.
14.Vaktin söz sovunda çat ha çatında: Zamanın darlığı nedeniyle bir şeyleri yapma telaşında olmak.
15.Başını götürüp gitmek: Başını alıp gitmek.
16.Tiye: Kılıç, bıçak vs aletlerin keskin tarafı, ağzı.
17.Servaht: Sayık, ihtiyatlı, uyanık, gözü açık.
18.Çöl: Dış, dışarı.
19.Payız: Sonbahar
20.Magnit sahesi: Manyetik çekim alanı,
21.Kalbine dammak: İçine doğmak.
22.Çen: Sis, duman.
23.Gov ha gov: Kovalamaca.
24.Oyatmak: Uyandırmak
25.Elinize kına yakmadığınız kaldı…
26.Rus efsanelerinde adı sık geçen bir şehir. Efsaneye göre şehir Altinordu Devletinin Hakanı Batıhan’ın hücumları sırasında yeraltına çekilmiştir. Şimdi, yerinde büyük bir göl vardır. İnsanlar, yeraltına çekilen bu şehrin Kiliselerinden hala çan sesleri geldiğine inanırlar.
27.Yanık vermek: Sinirlendirmek, kızdırmak.
28.Yaddaş: Hafıza.
29.Dik atılmak: Anında tepki verip karşı çıkmak.
30.Veten: Vatan.
31.Başını koltuk altta girlemek: Birilerinin gölgesinde yaşamak.
32.Vavilon: Mezopotomya’da meşhur şehir Babil’in Fransızca söylenişi..
33.Görüşmek: Buluşmak
34.Oyatmak: Uyandırmak
35.Sena: Azerbaycanlı Türkler, Sen nehrine Sena demektedir.
36.Payız: Sonbahar.
37.Çallamak: Saçın ağarmaya başlaması, beyaza çalması hali.
38.Cıgallamak: Oyunun kurallarına uymamak, kuralları çiğnemek.
39.Yahşı: İyi, güzel.
40.Çalmak: Yılan sokması.
41.İsti isti: ılık, ılık; sıcak, sıcak.
42.Hansı: Hangisi.
43.Nehs: Uğursuz, meşum.
44.Avand: Başarılı, uğurlu.
45.Narahat: Tedirgin.
46.Sınak: İmtihan.
47.Yaddaş: Hafıza.
48.Vağzal: Tren garı
49.Katar ayağı: Tren yolu, ray
50.Bahtı oyak olmak: Talihi yaver gitmek
51.Bahtı yatmak: Talihi yaver gitmemek.
52.Yaş yarımında: Yaşını doldurmamış, altı aylık
53.Göğüs ötürmek: Göğüs geçirmek.
54.Kalaklanmak: Birbiri üstüne yığılmak
55.Esmek: Titremek.
56.Gider gelmez: Gidenin bir daha geriye dönemediği yer, sürgün yeri, savaş cephesi.
57.Fit vermek: Islık çalmak, tren sireninin çalması.
58.Gabag: Ön, ileri,
59.Akın: Akıntı, hücum
60.Azizlemek: Çocuğa, sevgiliye, hoş sözler söyleyerek sevmek,
61.Dokkaz başı: Büyük avlu kapısının önü.
62.Başını katmak: Aklını karıştırmak, şaşırtmak.
63.Bu bir soru cümlesidir, Azerbaycan Türkçesinde vurgu ile de soru cümlesi yapılabilir.
64.Yanvar: Yılın ilk ayı, ocak.
65.Heste: Hasta
66.Gayçı: Tren yolunda, ana hattan ayrılan makas.
67.Gezme el var etek yok: Gezmek için vatan var ama başın sıkıştığında tutmak için etek yok.
68.Gor: Mezar
69.Çaşbaş salmak: Ne yapacağını şaşırtmak.
70.Okucu: Okuyucu
71.Aparmak: götürmek
72.Yoka çıkmak: Birdenbire kaybolmak, yok olmak.
73.Sen yabancılara bak, sana yakın olanlar her şeye tahammül eder.
74.Yâda salmak: Hatırlamak.
75.Payız: Sonbahar
76.Aye: Seslenme edatı.
77.Kurguşun: Kurşun
78.Giley: Sızlanma, intizar, yakınma, şikâyet.
79.Yay: İlkbahar.
80.Kövrelmek: Kalbi hassaslaşmak.
81.Kadere kebin olmak: Kaderle kebin kesmek, nikâhlanmak.
82.Zerrebin: Dürbün.
83.Serhed: Serhat, sınır.
84.Mug: Zerdüştlük inancında müritlere verilen ad.
85.Neğatifteki şekil: Fotograf filmindeki negatif resim.
86.Dayanmak: Durmak
87.Şefek: Tan vakti, ya da gurub vakti kızıl güneş ışıkları
88.Dere dik: Dere tepe
89.Gor: Kabir, mezar.
90.Göynetmek: Sızlatmak.
91.Rakip aparmak: Rakibin(hayatın) galip gelmesi,
92.Canını bir teher çekip aparmak: Bir şekilde beladan kurtulmak, canını kurtarmak
93.Gider gelmez: Gidilip bir daha dönülemeyen yer, sürgün yeri.
94.Gepik: Azerbaycan para birimi, kuruş.
95.Kirakeş: Kiracı.
96.Hezer: Hazar denizi.
97.Dahma: Derme çatma baraka, kulübe.
98.Fır: Hörgüç
99.Tapmak: Bulmak.
100.Dalınca: Ardından, arkasından.
101.Ayak baş olmak: Tepetaklak olmak.
102.Süt uyutmak: Sütü mayalamak, yoğurt çalmak.
103.Üyüşmek: Sütün, damızlık yoğurt ile uyuşup yoğurt haline gelmesi.
104.20. Yüzyıl Azerbaycan şairlerinden Mehemmed Hadi.
105.Tapmak: Bulmak/ Tapılmak: Bulunmak
106.Canına daraşmak: Sülük gibi yapışmak.
107.Kulluğunda durmak: Her isteğini yerine getirmek için emrine amade beklemek.
108.Kanıkmak: Kana susamak.

Bepul matn qismi tugad.

5 211,80 s`om
8 018,16 s`om
−35%
Yosh cheklamasi:
0+
Litresda chiqarilgan sana:
01 avgust 2023
Hajm:
170 Sahifa 1 tasvir
ISBN:
978-625-6852-28-0
Noshir:
Mualliflik huquqi egasi:
Elips Kitap
Yuklab olish formati:

O'xshash kitoblar